12/10/2007 - AH ESKİ İSTANBUL

100 yıl önce Ayasofya CamiiBizans İmparatoru I. Jüstinionus tarafından M.S. 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un eski şehir merkezine inşa ettirilmiştir.1500 yıllık tarihi olan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer alır.

Günümüzde Ayasofya CamiiBaşlangıçta bir kilise olarak inşa edilen ve Osmanlı döneminde camiiye çevrilen Ayasofya, günümüzde bir müze olarak hizmet vermektedir.

100 yıl önce Azaplar kapısı ve camiiAzaplar camii Savur Kapısı’na giden yol üstündedir. Yapım tarihi bilinmemekle birlikte, 16. yüzyıl kayıtlarında adı geçen Azaplar Ağası Mescidinin bu yapı olduğu sanılmaktadır.

Bugün Azaplar kapısı ve camiiUnkapanı'nın arka tarafında yer alan Azaplar kapısı ve camii tarihe ışık tutmaktadır.

100 yıl önce BeykozBeykoz’un tarihi gelişimi M.Ö. 700’lü yıllara dayandırılıyor. Bu tarihte bölgeye deniz yolu ile gelen Traklar’ın Bebrik adı ile kurdukları devletin bulunduğu köyün kısa zamanda gelişmesi ile Kral Amikos bu köye kendi adını veriyor.

Bugün BeykozTraklar’dan sonra Amikos pek çok kültüre ev sahipliği yapıyordu ve arkasından Persler, Abbasiler geliyor. Beykoz İstanbul’un fethinden çok önce 1402 yıllarında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılıyor. Beykoz’un günümüze gelen bir çok Tarihi eseri mevcuttur.

100 yıl önce Büyük postaneBüyük Postane İstanbul'un Eminönü ilçesindeki Sirkeci semtinde yer alır aynı zamanda Türkiye'nin en büyük postane binasıdır. 1909 yılında inşaatı tamamlanan binanın mimarı Vedat Tek'tir.

Bugün Büyük postaneBina 1927-1936 yılları arasında İstanbul Radyoevi olarak da hizmet vermiştir. Günümüzde İstanbul PTT Başmüdürlüğü olarak hizmet vermekte, giriş katında ise tam teşekküllü bir postane şubesi yer almaktadır.

100 yıl önce At meydanıİstanbul'un en önemli meydanlarından biri. Bizans devrinde Hipodrom olarak bilinirdi. “Hipodrom” At binenlerin, atların meydanı anlamına gelir. Osmanlı döneminde buraya At Meydanı denirdi.

Bugün At meydanıHipodrom günümüze zemini 4-5 metre yükselmiş ve kalabilmiş 3 abide ile gelmiştir. Bunlar Mısır’dan getirilen Obelisk, Yılanlı Sütun ve Örme Obelisktir.

100 yıl önce Eminönüİlçe bütünüyle İstanbul kentinin tarihi çekirdeği olan sur içinde yer alır ve merkezi alanın en canlı bölgelerinden birini oluşturur.

Bugün EminönüOsmanlı döneminde Deniz Gümrüğü ve Gümrük Eminliğinin burada bulunması sebebiyle Eminönü adını alan ilçe, Fatih ilçesiyle birlikte cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'un merkezi ilçesi olmuştur.

100 yıl önce GalataGalata, İstanbul'un Beyoğlu ilçesinin tarihi açıdan zengin bir semtidir.

Bugün GalataSaint Benoit Fransız Lisesi burada bulunmaktadır.Kentin en önemli tarihi eserlerinden biri Galata kulesidir.
 










|
|
Yorum yaz!
|
2009-10-15 15:13:03 - NEREYE KAYBOLDUNUZ |
| Yazan: YaKaMoZ |
| YAA NERDESİNİZ BULAMIYORUM KAFADAAR |
| Bağlantı |
2007-10-12 21:08:39 - ozen25 |
| Yazan: ozen25 |
Ramazan Bayramı Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve
saygı, hislerinin mü'minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden
biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır.
Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle
ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara
bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır.
Onların bu dileğini yerine getirmek için mü'minler bayramda kabirleri ziyaret
ederler; ruhlarına Kur'ân'lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.
Ramazan Bayramının mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı,
hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu
bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, özellikle Ramazan'ın
yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde nefislerine oruç tutturan mü'minler,
sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan
Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.
Ramazan ve Kurban bayramları Hicretin 2. yılından İtibaren kutlanmaya başlanmıştır.
Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren rnü'minler
sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu
bayrama Ramazan Bayramı denmiştir.
"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır"(1) mealindeki hadise dayanarak
Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının kılınmasıyla başlar.
Hz. Peygamber, "Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslümanların
bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir"(2) buyurmuştur.Ramazan Bayramım da bu
manada bir gün olarak kabul etmiş ve bu bayramı Ramazan orucunun iftar günü olarak
nitelendirmiştir.(3) Bu sır içindir ki, Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak
haram kılınmıştır. Bir gün önce oruç bozmak haramken, bir gün sonra oruç tutmanın
haram olması, mü'minlerin düşünce ve duygu dünyasında nimetlerin gerçek Sahibini
hatırlatan en etkili bir sebeptir.
Herkes bir gün önce kimin emrine uyarak oruç tutuyorsa, bugün de Onun rızasına
uyarak orucunu açar. Ve Onun gerçek nimet Sahibi olduğunu hakkıyla idrak ederek,
gerçek bir şükre yol bulur.
Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için, günlük iftarların sünnet
türünden âdabı bayramda da yerine getirilir. Nitekim orucunu tatlı bir şeyle açmayı
adet edinen Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan Bayramına da tatlı
yiyerek başlarlardı. Bayram sabahında hurma gibi bir tatlı ile bir aylık oruçlarını
açmadan evlerinden ayrılmazlardı. (4)
Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine teşvik buyuran Peygamber
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, yılın iki bayram gecesinde kalkıp ibadet etmeyi
tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile
olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi:
"Sevabını Allah'tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi,
kalblerin öldüğü gün ölmez." (5)
Bayramlar saadet asrında da bambaşka bir hava ve neş'e içinde yaşanırdı. Peygamber
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bayram sabahında namazgaha çıkardı. Peygamber
hanımlarının da, diğer hanımlar ve kızlarla birlikte namazgaha çıkması istenirdi.
Kadınlar cemaatin arka tarafında yer alırlardı.(6) Kılınan bayram namazından sonra
Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam cemaate hitaben bir hutbe okuduğunu anlatan
îbni Mes'ud (r.a.) devamla şöyle der:
"Resuîullah Aleyhissaiâtü Vesselam üzerine şehadet ederim ki, o namazı hutbeden önce
kıldı. Sonra hutbe okudu. Daha sonra kadınlara işittiremediğini düşünüp onların
yanına geldi. Onlara hatırlatmalarda bulundu, öğüt verdi ve sadaka vermelerini
emretti.
Bilal de elbiselerini açmış, vermelerini işaret etmekte idi. Kadınlar yüzük, halka
ve diğer kıymetleri şeyleri atmaya başladılar." (7)
Bu hadiseyi anlatan sahabilerden biri, "Kadınların bu verdikleri Ramazan Bayramı
zekatı mı idî?" sualine şöyle cevap verdi: "Hayır, lakin o vakit verdikleri bir
sadaka idi. Kadınlar yüzüklerini atıyor ve atıyorlardı."(8)
Aynı olaya işaret eden Ebu Saidi'l-Hudri de (r.a.) bayram gününde en çok sadaka
verenlerin kadınlar olduğunu anlatır.
Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini
insanlara melekler veriyor.
Sa'd bin Evs el-Ensârî anlatıyor: Resulullah Sallal-lahü Aleyhi Vesellem şöyle
buyurmuştur.
Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler:
"Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol
iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet
etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz,
orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız.
"Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:
"Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş
olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak
ilan edilir."(9)
Bayram günleri sevinç günleri olduğu için, bu sevincin açıkça gösterilmesine vesile
olacak meşru oyun ve eğlencelere de müsaade edilmiştir. Bu hususta Müslim'de ayrı
bir bab ayrılmış ve misaller verilmiştir. Bunlardan birinde Hazret-i Âişe (r.a.)
şöyle anlatır:
"Bir grup Habeşli, bir bayram günü mızrak ve kalkanlarıyla gösteriler yaparken
rakseder gibi oynuyorlardı. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam beni çağırdı. Başımı
onun omuzuna dayadım. Bu vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Ta onlara
bakmaktan ilk vaz geçen ben oluncaya kadar."(10)
Ancak bayramdaki sevincin gaflete dönüşecek kadar taşkınlığa varmaması lazımdır.
Eğlence meşru dairede olmalı ve günah unsurlarını taşımamalıdır. Esasen bayram
Allah'ın bize verdiği İlahi bir ziyafettir. Bu bakımdan, bayram gününde en çok
Allah'ı hatırlayıp şükretmeye ihtiyacımız vardır. Zaman şeridi içinde bayram yeni
bir değişimin başı, bir dönüm noktası ve bir muhasebe vaktidir. Ömürden bir yılın
daha geçip gittiğini, kabir alemine doğru bir adım daha yaklaşıldığını hatırlatan
vesilelerden biridir.
"Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-i meşru daireye sapmamak
için, rivayetlerde zikrullaha (Allah'ı zikretmeye) ve şükre azim tergibat (büyük
teşvikler) vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürür nimetlerini şükre çevirip, o
nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir,, gafleti
kaçırır." (11)
Nitekim büyük cemaatler halinde kılınan bayram namazları esnasında getirilen
tekbirler, gafletin giderilmesine ve şükür vazifesinin yerine getirilmesine en büyük
bir vesiledir. Sadece bir ülke halkının değil, yeryüzünde sayısı milyarlara varan
Müslümanların hep beraber aynı anda tekbir getirdiklerini hayal ettiğimizde,
karşımıza çıkan muhteşem tablo, bayramlarımızı kâinat çapında bir manaya kavuşturur.
O anda adeta yeryüzü tek bir ağız olur, tekbir getirip namaz kılar gibi bir hale
bürünür. Misâl âleminde birleşen o seslerin bir anda yeryüzünden yükselişi, adeta
muhteşem bir koro halinde dünyamızın göklere doğru tevhidi haykırmasıdır.
Bu muhteşem manaların yaşandığı bayram günlerinde küçük meselelerden çıkan
kırgınlıkların, dargınlıkların ne önemi olabilir? Onun için bayramda her mü'minin
kardeşleriyle kardeşlik sözleşmesini yenilemesi, kuvvetlendirmesi, fakirlerin
yardımına koşması, çocuklarını sevindirmesi lazımdır ki, o manalar yaşanan hayata
geçsin.
Bayramların asıl süsü ve zineti tekbirlerdir. Getirilen her tekbir ruh ve gönüllerde
manevi coşkuyu ve heyecanı canlandırır. Kulu, Rabbinin azameti karşısında yüce
duygulara taşır.
Ebû Hüreyre anlatıyor:
Resulullah Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
�Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.� (12)
Bayramlara sünnet çerçevesinde hazırlanmak bu âdeti de ibadet haline getirir, bu
sevinç günlerini biri iman şuuru içinde geçirmeyi temin eder.
Bunun için sünnette yer aldığı gibi bayrama önceden hazırlanmak, temiz ve güzel
elbiseleri giymek, gusletmek, misvak kullanmak veya dişleri fırçalamak, güzel
kokular sürünmek, güler yüzlü olmak, namazdan önce Ramazan Bayramında hurma vb.
tatlı bir şey yemek bugünlerimize ayrı bir mana kazandırır.
Asıl itibariyle fıtır sadakası olarak bildiğimiz fitre de bayram günü verilir.
Ramazan ayı içinde verilmemişse fitrenin de o gün verilmesi gerekir. Zaten Ramazan
Bayramının hadislerde geçen adı "İydü'I-fıtr", yani Fıtr Bayramı demektir.
Yaratılışın gereği olan kulluk görevleri yapıldığı için bu adı almıştır.
Bayramların en güzel şekli tanısın tanımasın mü'minlerin tokalaşarak, kucaklaşarak
birbirleriyle bayramlaşması, bayramlarını kutlaması ve tebrikleşmesidir. Saadet
Asrında Sahabiler birbirleriyle "Bârekâllâhü lenâ ve leküm" diyerek bayramlaşılardı,
yani "Allah bizden de, sizden de kabul etsin" dedikleri rivayet edilir.(13) Bu
tebrikleşme bizim dilimizde "Bayramınız mübarek olsun, bayramınızı kutlu olsun,
hayırlı bayramlar" gibi sözlerle ifade edilir.
Kaynaklar
1) Buhârî, İydeyn: 3; 'Müslim, edâhi: 7.
2) Ebu Davud, Şavm:50; Tirmizi, Savm:59; Nesai, Menasik:195.
3) îbni Mace, Sıvam: 32.
4) A.g.c., Siyam: 49.
5) A.g.e., Siyam: 67.
6) Müslim, Selatü'l-İydeynyn: 11.
7) A. g .e., Salatü'l-lydeyn, 2.
8) A.g.e., Salalü'l-İydeyn, 3.
9) el-Tcrgîb ve't-Terhîb Trc. 2:332.
10) Müslim, Salatiül-îydeyn, 20.
11) Lem�alar, 230.
12) et-Tergîb ve't-Terhîb Trc. 2:33 |
| Bağlantı |
|
Hakkımda
Bazı hayatlar vardır içinde acı , çile , üzüntü dolu olan bazı hayatlar vardır hep bir şeyler alınıp götürülen geriye kalanlardan hayır gelmeyen bir çok örnekli hayatlar vardır ama hiç duydunuz mu hayatının tamamının mutlu geçtiğini söyleyen hiç ağlamadığını hatta ağlamanın ne demek olduğunu bilmediğini iddia eden insanları ? şahsen ben hiç görmedim ki zaten deseler bile inanmam çünkü hayat bir çok sınavdan ibaretken her zaman mutlu olmak imkansızdır...
Bazen düşünüyorum da aşk öyle bir tutku
Kategoriler
Arkadaşlarım
Özkan Özdemir kalender2006 Şükrü Yılmaz filiz70 nevanindunyasi Kitap Özeti delidus49 ozgur544 nesil :-))))))))))))) sessizciglik1 gulsenem dolunayayazi annemmutfaktatv abunaar emekli assubay ikikanat sevgiyleyolculuk buzmavilim aydanur42 anemonist busecegunler fatostuncay mehmet orhan durdu sibelim69 dnknlr selenge selin siyamkedisi 1demethuzun atsunei becede seferjan durusevdam gülnaz hasköy benimkendidunyam meleksoylu zeynaa telkirmayasemince cabukyemek putri uzletizeranu umutsahili82 3yurek kader2008 benduras sehnaz62 webtc ezel54 azrasafi sevginehri28 türkan xxxx dualarile celaleddinarslan hayyalelfelah ecininyenidunyasi batuhan4477 bebekveannelik leon75 bülent karataş galeriaa balogluweb yanlizlikdusleri tiryaki41 karbeyaz34 sheyyma cannac tutkumturkce2 tiklaseker lezzetvadisi ruyatabirler kalptengelenler musahip kisamesaj makyajvebakim tanrimisafirlerim yildizyurekli
Feedjit Live Blog Stats
Online Blogcu Ziyaretçi Sayacı
OnlineIPAddress.com
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı
|